Gece’den sabaha kalan düşünceler... - Afi Can

Gece’den sabaha kalan düşünceler...


“Fikir birliği, bir olayı açığa kavuşturmak için getirilmiş en kötü delildir. Ve genellikle
masumları zan altında bırakır.”
Babamın ölüm haberini üç yıl önce aldım. Bir cumartesi sabahıydı. Mutfakta küçük
oğlum Hamza Kaan ile kahvaltılık bir şeyler hazırlıyorduk. Eşim üst katta örtülerin
altında sıcacık uykusuna devam ediyor, fazladan bir kaç saat daha uyumanın keyfini
çıkarıyordu. Az sonra kenti saracak olan telaş henüz başlamamıştı.
Kafam dün gece yazmakla meşgul olduğum öyküden artakalan düşüncelerle
doluydu. Tekrar gece olsa da yazmayı sürdürebilsem, eksiklerimi tamamlayabilsem
diyordum. Nedense insanları gece daha kolay gözlemleyebiliyordum. Hepsi
sakinleşmiş, telaşlarından arınmış bir şekilde yataklarında daha kolay
gözlemlenebilir oluyorlardı. Sabah iş yerinde personeline kan kusturan bir
megalomanın, eşinin yanında cenin pozisyonunda yatması beni onları düşünmeye
itiyordu. İnsanları ayaktayken gözlemlemekte zorlanıyordum. Çünkü insana
ayaktayken istekleri yön veriyordu. Yatakta ise ihtiyaçları sarıyordu onları. Sırt üstü
yatanlar, bir eli yastığın altında kalanlar, eşine ayaklarını dolayanlar, yan yatanlar,
yatarken ayaklarını hava diken bile görüyordum düşlerimde, en gaddarları bile dış
dünyanın vahşetinden sarsılmış birer çocuk oluveriyorlardı. Bir çoğu yaşamdan
korkuyor bir çoğu afallıyordu. Bende geceleri pencere kenarından onları izlemeyi huy
edinmiştim o aralar... Gündüzleri telefonum kapalı olur, kimsenin beni aramasından
hoşlanmam. Beni yeteri kadar tanıyanlar için geceleri telefonum her daim açıktır. Ev
telefonu da sadece aile bireylerinde olduğu için oda fazla çalmaz. Bizim evde ki ev
telefonu beyaz sarayda ki kırmızı hat telefonu gibidir. Ancak özel ve ivedi durumlarda
çalar. O gün ev telefonu çaldığında bekletilemeyecek bir haber olduğunu ve bunun
da pek hayra alamet olmadığını anlamakta gecikmedim. Babam vefat etmişti. 4 saat
gibi kısa bir sürede Fethiye’den İzmir’e geçmem gerekiyordu. Ve aklıma ilk gelen
babam hakkında bir şeyler yazmam gerektiği oldu. Bugün bile bu durum garibime
gider. Babamı çok severim. Bana okuma alışkanlığını o kazandırdı. Bir gece işten
geldiğinde salonda tek başına elinde siyah kaplı bir kitapla görmüştüm onu. Üzerinde
ki demiryolları kıyafetini bile çıkarmamıştı. Annemse uykusuzluğa fazla
dayanamadığı için çoktan yatmış olmalıydı. İçimi bir merak sarmıştı. O yaşlarda
siyah renk bana hep kötü, korkunç şeyleri anımsatırdı. Ve bu kitap korku üzerine
yazılı bir kitap olmalı diye geçirmiştim içimden, ertesi sabah kimse görmeden
annemle babamın odasında ki kütüphanede o kitabı aradım ama bulamadım. Daha
sonraki günlerde arayışımı derinleştirdim. Kitap babamın yastığının altından çıktı.
İsmi Mai ve siyahtı.. Yazarı ise daha sonraları anlayarak tekrar okuduğum Halid Ziya
Uşaklıgil’di. Babam unuturum ya da kaybolur diye hiç bir kitabımını iş yerine
götürmezdi. Bende o işte iken siyah kaplı kitabı okumaya başladım. Geceleri babam
gündüzleri ben okuyordum. Babam kitabı okuduğumu anlamış olmalı ki bazı yabancı
kelimelerin altına Türkçe karşılıklarını yazıyordu. Hayatta keyif alarak okuduğum en
iyi kitaptı. Şimdi ise babam ölmüştü. Bana kimse hayatın altına çizik atarak not
düşmeyecekti ve benim düşünebildiğim tek şey babam hakkında yazı yazmam
gerektiğiydi.
Aradan geçen üç yıl oldu. Kendime verdiğim sözü tutuyorum. Babam hakkında
neredeyse her gün bir sayfa yazıyorum. Ve bittiğinde Gorki’nin Ana kitabının yanına
koyulmasını temenni ediyorum.
Bunca şeyi neden anlattım peki dersiniz;
Gözlemlemeyi , düşlemeyi, sevdiğim için sokaklarda sık aralıklarla gezerim.
Gezerken de insanların kalabalık olduğu yerlerde bulunmayı tercih ederim.
İnsanların birlikteyken ki davranışlarını harekete geçiren dürtüleri nelerdir hep merak
ederim. Ve kalabalıkların içerisinde girdiğim diyaloglarda beni rahatsız eden bir
gelişme oldu. Bu rahatsız edici davranış biçimini sizlerle paylaşmak isterim.
Bugünlerde dünyada erkeklerin kadınlardan daha kötü oldukları yönünde
katılmadığım bir inanç var. Neredeyse tüm erkekler potansiyel birer suçlu. Bir çok
erkek bir kadına merhaba demeye çekinir halde. Kaldırımda yanlarından geçerken
adımlarını hızlandırıyor, kafasını bir suçlu gibi öne eğiyor, sağa sola çeviriyor, hatta
bazıları o kadar ürkmüş ki telefonla konuşma numarası yapıyor. Bu toplumumuz
adına çok üzücü bir durum. Kötünün cinsiyeti olacağını sanmıyorum. Bence kötülük
bir çok kusuru olan insana mahsus bir şeydir. Nasıl ki geçmişte kadınların cadı diye
yakılması iğrençse bugünde erkeğin kötülüğün kaynağı olarak gösterilmesi ve
şeytanlaştırılması çirkin bir şeydir. Kusur, daha çok işlevsellikten uzak olan zihinde
sanırım. Çözümü erkeği yermek, kadını kutsamakta olmamalı, daha çok insana
dönük çözümlerde yatıyor olmalı… Babalarımız, abilerimiz, eşlerimiz kıymetli
varlıklarımızdır. Ve hayatımızda sandığımızdan daha geniş bir sevgi alanını kaplarlar
bu yüzden de sanırım daha fazla saygıyı hak ederler.
Sağlıcakla kalın, sevgiyle kalın, eğer babanız hayatta ise onu bir arayın...

afican26@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
18Ekm
15Ekm

Edebiyat Günü

13Ekm

Ölüm ( Deneme)

11Ekm
08Ekm

Kerteriz Alma