Anlamak ve Algılamak Arasındaki Fark - Hande B. Sarıca

Anlamak ve Algılamak Arasındaki Fark


Bay Falanca iyi bir uyku çektikten sonra Bay Falanca olmaya devam etti. Şu durumda bu bize Bay Falanca hakkında neyi göstermiş oldu?

Anlamak; herhangi bir bilginin bize iyi hissettirsin veya hissettirmesin doğruluğunu kabul etmektir. Oysa algılamak; bunu hayatımıza uyumlamaktır yani sözcüklerin eylemlere dökülmesi hali.. Yoganın bu kadar kolay anlaşılıp bu kadar zor algılanmasının sebebi budur. Bu nedenle yüzlerce 'YOGACI' vardır fakat yüzlerce 'YOGI' yoktur. Yada düzelteyim olan yüzlerce gerçek yogi hakikatin peşinde sessizce süzülüyorlardır kanımca.. Peki ne yapmalı o sessiz sükunet haline geçebilmek için insan?

Öncelikle yargıyı bırakmalıyız. Acilen. Başkasına karşı açtığımız her sözel müdahele kendimize karşı mesafemizi artırıyor. Sevmediğimiz kadar sevilmiyoruz, anlamadığımız kadar anlaşılmıyoruz ve kabul etmediğimiz kadar yetersizleşiyoruz. Ve hepsini kendimize yapan kendimiziz. Günün sonunda bütün herşey sadece bizimle alakalı ve maalesef bu egoculuk değil aksine egonun açtığı bütün tuzaklara düşmüş zayıf bireylerin kaçınılmaz kaderidir. Dikkat ederseniz sürekli eleştri halinde olan veya sürekli – ki bu daha kötü – kendinin nasılda güzel bir yolda olduğunu ima eden cümlelerle yaşayan bireyler aslında sessizce çığlık atıyorlar kurtar beni kendimden diye. Çünkü bu kadar sözcüğe gereksinim duymak aslında eylem olarak yetersizliğin göstergesidir. Kendini tanımayan, yolda olduğunu anlamayan veya tek derdi kendi olmayanlar bu kadar konuşup sözcüklerin o yanılsamalı dünyasına maruz bırakırlar kendilerini. Dolayısıyla derhal yargıyı bırakmamız gerekir ki bir an önce telafiye başlayalım, kendimiz olmadığımız her anın telafisine. Ve buna hemen şimdi başlarsak bile bir ömür belki yetecek belki yetmeyecek...

Peki yargıyı bıraktık, artık okları tamamen kendimize çevirdik. Şimdi? Esas macera yeni başlıyor. Büyük yanılsamalardan biri de şudur ki; ben böyleyim dediğimizde büyük bir farkındalıkta olduğumuzu ve artık başardığımızı varsayarız. Oysa bu alfabeyi öğrenip hiç yazı yazmamaya benzer. Evet ben böyleyim güçlü bir farkındalık iksiridir fakat şimdi böyleyim dediğimiz herşeyi yerle bir edip tekrardan kendimizi kendimizden doğurmalıyız. Şayet bir manevi yol üzerinde olduğumuzu idda ediyorsak. Çünkü aydınlanma denilen kurtuluş yolculuğu biraz zahmetli bir yol ne yazık ki.

Şimdi bu bağlamda yani kendimizi bulma kapsamında batı filozoflarının ve bilimin neden eksik kaldığını ve maalesef her daim eksik kalacağını söyleyeyim; ( bu ne kadar kendinden emin bir ifade böyle diyecek olursanız cevabım evet eminim çünkü algının kapılarını biraz daha derine açabilen herkesten daha net konuşmuyorum. Yani egodan sıyrılıp bahsettiğim kavramların özünü ‘hissederek idrak edebilirseniz’ beni anlayacaksınız ) bilim ve batı filozofları hiç şüphesiz dünya tarihinde inkar edilemeyecek bir kapı araladılar ve bunu yapmaya devam ediyorlar evet. Fakat, yaşamı, evreni, Tanrı ve yaratımını sadece zihin boyutundan anlamaya çalıştıkları için hemen hemen aynı yerde tıkanıklıklar yaşıyorlar. Çünkü; varoluşun bütünü yani bildiğimiz bilmediğimiz gördüğümüz görmediğimiz göremeyeceğimiz herşeyi kapsayan varoluş sınırlı algımızla ve beş duyumuzla algılanamayacak kadar süptil bir renge sahiptir, lakin büyük yogiler bu kavrayışın imkansız olmadığını ciddi bir tekamül ve çalışma sonunda görülebileceğini savunurlar. Onlara kalpten inanmamın sebebi; bütün bu oluşumun sadece biz ortalama 80 yıl yaşayalım diye bir sefere mahsus olmadığı kanısında olmam ve hatta ileri gidiyorum bunun böyle olmadığını hissediyorum. Yani başlığa geri dönecek olursam; bunun ne anlama geldiğini anlıyorum fakat algılayamıyorum henüz. Ama algılayamamamın sebebi egomun bana yansıttığı görmediğime inanmam somut olmayan şeyler gerçek değildir komikliği değil aksine henüz idrak seviyemin o noktaya ulaşamamış olmasıdır. Gabriel Garcia Marquez’inde dediği gibi ‘bazen anlayamadığımız şeylerin Tanrı’nın anlayamadığımız şeyleri olduğunu kavrayamıyoruz.’ Bu tıpkı Kant’ın en sonunda hiçbir şeyin özünü göremeyiz demesi gibi sadece zihnin oyununa nasılda gelindiğinin bir göstergesi aslında; çünkü Yoga Sutraların yazarı Patanjali der ki ‘ şeylerin özünü görebiliriz dahası kavrayabiliriz eğer beş duyumuzdan çıkıp ikiliği yani görenle görüleni ortadan kaldırabilirsek.’ Alın size üzerine bir ömür düşünmelik cümle. Seçim sizin; bunun üzerine mi düşüneceksiniz yoksa yargılamaya devam mı edeceksiniz? Yani Bay Falanca gibi hergün aynı size mi uyanacaksınız? Yoksa hergün kendi yeniden doğumunuzu mu gerçekleştireceksiniz?

Yoga felsefesini bu yüzden seviyorum; dinlerde olan dogmatiklik veya bilimde olan katı somuta duyulan arzu yok. En basit ve yalın haliyle hakikatin orada olduğunu ve ona giden yolların ne olduğunu gösteriyor hepsi bu. Bütün yol bu aslında; derslerimde işlediğim soranlara söylediğim: çabasızca varolma hali. Sahip olunabilecek en büyük lüks. Çabasızlık; doğu felsefesinin yüzyıllardır yanlış anlaşılan en karmaşık kavramı. Batı zihni bu çabasızlığı işlevsizlik, boş durmak anlamında yorumladı, çünkü boş durmak demek kapitalist sistemde üretimin durması demek bu da başka sorunların doğmasına sebebiyet verir ki az çok herkes biliyor neden bahsettiğimi. Fakat insanların dalga geçmek için kullandıkları bağdaş kurup sessizce oturma ve bu esnada oommm sesi çıkartma diye tabir ettikleri duruş aktif çabasızlık gerektiren tamamen uyanmış, kendinin ve evrenin farkında olan aydınlanma yolundaki bireyi temsil eder ki tartışmasız komikliği bir yana içerisinde felsefeyi barındıran bir oturuş olup çıkartılan OM sesi ise yaratımın ilk sesidir. Şimdi Patanjali’nin dediği gibi şeylere onları ayırmadan ve yargılamadan baktığımızda farklı anlamlar ortaya çıkıyor.

Şu halde toparlamak gerekirse Bay Falanca olmanın özenilecek bir yanı yok aslında, hergün aynı olmak için bir ömür yaşamak çok manasız olurdu. Değişmez amacımız algılamak olursa o zaman anlamak daha keyifli ve gerçekçi bir hal alır. Ve yaşam o zaman yaşanmaya değer olur.

www.narikelayoga.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
14Haz

Runi meseleler

06May
20Nis

Serbest düşüş

18Şub

İnsan sustukça yaşar

08Şub

Tüy olmak