PEKİ NEYDİ YAŞAMAK, SADECE NEFES ALMAK MI?


Bakmayın siz ağaçların toprakta  Öylece sabit durduklarına  Aslında hepsi birer gezgindir, Nereye gittikleriyse bilinmezdir, Kiminin tohumu bir filin midesinde, Maymunun midesinde, kiminin de…

…Diye anlatır bir ‘’Fabl ’’da…

Bahçemde gölgesiyle avunduğum ve her yıl haziran ayı başında buram buram bahar kokan çiçekleri ile beni selamlayan Manolya ağacıma bakarken, ağaçların da birbirleri ile konuşuyor olabileceği ile ilgili bir araştırma konusu geldi aklıma…

Bonn Üniversitesi Botanik Enstitüsü uzmanları, ağaçların kök uçlarında beyin benzeri yapılar olduğunu keşfetmişler. Bitkilerin acıya olan hassasiyeti ile ilgili bir araştırmanın başındaki Dr. Frank Kühnemann, strese maruz kalan bitkilerin dahi ancak hassas mikrofonlarla duyulabilen sinyaller yaydığını tespit etmişler. Benzer şekilde Peter Wohlleben, ‘’Elbette acı çekiyorlar ’’,diyor.

Acı çekmenin ve hissetmenin de ötesinde bir parçası olduğumuz doğa, doğal bağışıklılık göstererek bölgeye özel bitki örtüsünün oluşması için adeta el birliği ile çalışıyor ve birbirleri ile yardımlaşıyorlar.  

Bu yardımlaşma, mantarlar yolu ile oluyor ve belki de o nedenle mantarlar yüksek besin değerine sahiptirler. Bölgemizde yetişen günlük ağacından elde edilen ‘’Sığla’’yağı, tespit edilebilen pek çok yararlı özelliğinin yansıra henüz gün yüzüne çıkmamış kim bilir hangi özelliklere sahip…

Artan nüfus, beraberinde getirdiği barınma ve diğer ihtiyaçlar nedeni ile gezegenimiz kaynaklarını zorlamak durumunda kalan insanoğlu,  ne müthiş bir çelişki yaşıyor.  Kendimize yaşam alanları yaratmak durumundayız.  Öte yandan var oluş kaynağımız doğa anayı korumak zorundayız. İçinde yaşadığımız zamanda iki dengeyi de korumak için verilen mücadele; karşılıklı iki tarafın savaşı haline gelmiş durumda.

Nietzsche’nin günümüzden yaklaşık olarak 135 yıl önce kaleme aldığı ‘’Böyle buyurdu Zerdüşt’’ kitabında değindiği ve insanlığın bir sonraki adımı olarak gördüğü  ‘’Übermench’’ teoremi benzeri durumları haklı çıkarırcasına öylece orada duruyor. 

Kitabının önsözünde İnsan, bir an önce kargaşasını, kendine anlam veren bir düzene çevirmezse, yıldız doğurtmazsa karanlığına, yok olacaktır, sözleriyle kitabının ana temasına bir vurgu da yapmıştır aslında… Tabii Einstein ’in atomu keşfetmesinin ardından insanlığın o zerreden bomba üretmesi gibi, Nitzche’nin‘’Üstinsan’’ını da ırkçılık ile yorumlamak isteyenler olacaktı.

Hâlbuki adından da anlaşılacağı üzere üst insan, insanın evirilebileceği bir sonraki aşama olarak görülmeliydi.  

Doğada sahip olduğu en kıymetli hazine olan zekâ ile tüm evreni keşfetme ve onu yönetebilme gücüne de sahip olan insanoğlu, kendisine bahşedilen bu ayrıcalığı doğanın ve kendi neslinin gelişmesi yönünde kullanabilecek mi?

Derinlerde hayatta kalabilme yeteneğine kadar giden bu sınavdan başarı ile çıkmak yine bizim elimizde. 

Sevgi ve Saygılarımla…

simbercana@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
09Şub

Bu işte bir kehanet var

02Şub

Unutmak istesem bile

26Oca
12Oca
05Oca

Sağlık olsun ama nasıl olsun