Sağlık olsun ama nasıl olsun


‘’Allah’ım; bana değiştiremeyeceğim şeyleri tevekkül içinde kabul edecek vakarı, değiştirebileceklerimi değiştirecek cesareti ve ikisinin arasındaki farkı anlayabilecek aklı nasip et’’Karl Paul Reinhold Niebuhr
 Hoş geldin yeni yıl, yeni hayaller ve ümitlerle karşıladık seni.  Hayatın akışı içinde, günlerin birbirine en çok benzediği şu günlerde çaktırmadan yeni yıla girdik. İlhan Berk bir şiirinde, ’zaman ki sonsuzdur. Bitmemiş şiirler gibidir’, der. Sonsuz zamanın içinde, Melih Cevdet Anday’ın Şaşırtıcı karşılaşmalar şiirinde söylediği gibi ‘’Çok eskiden yaşadım bu anı ben, yaşamak anımsamak mıdır yoksa’’ diye içimizden geçirdiğimiz olmuştur. Yıpratan hatıralar, gerçekleşmeyen ümitler yerini yeni hayallere bıraksın isteriz ve yepyeni umutlarla yeni bir yıla başlarız. Çocukluğumuzda hatıra defterlerinde ‘’bana bu temiz sayfayı ayırdığın için teşekkür ederim diyen arkadaşımız gibi karşılarız yeni yılı. Sevgiyle ve coşkuyla kutlarız gelişini. Bu yıl için ortak hayallerimiz var. Sağlık, her şeyden önce sağlık olsun diyoruz. Diğer yandan ise nasıl sağlıklı kalacağımızı düşünüyor, sorguluyor, konuşuyoruz. 
17 yaşında gittiğim Hacettepe Üniversitesi, benim ikinci yuvam olmuştu. Sadece okuduğum bölüm değil, okulumuzun sosyal imkânları da benim iç dünyamı zenginleştirdi. Doğduğum ve okuduğum yer olan okulumda zamanımın çoğunu kütüphanede geçirirdim. Laborant olmanın yanı sıra araştırmacı bir kimlik de kazanmak istiyordum. Mikroskop altında gördüğümüz virüsler, bakteriler bizlerle birlikte yaşadığını öğrendiğim andan itibaren benim için merak konusu oldu. Yaşam enerjimiz bakteri, virüs ve mantarları kullanarak, karşılıklı alışveriş yoluyla somut bir hayat yaşamamızı sağlıyordu. Onlar, sağlıklı yaşam sürebilmemiz için vitaminleri üretirler, her dokumuzun kendi bakterisi vardır. Biz onlarla simbiyotik bir yaşam sürdürüyoruz. Yani karşılıklı alışveriş yapıyoruz. Bedenimiz yaşarken onların da bize zarar vermeden yaşamalarına izin veriyor. Derimizin üzerinde, vücudumuzun her dokusunda yaşayan milyonlarca bakteri, yaşamamız için ne kadar gerekliyse bizler de onlar için o kadar gerekliyiz. O nedenle çoğalıp bize zarar veremiyorlar.
 PEKİ HASTALIKLAR NASIL OLUŞUYOR?
Her ne kadar bize dost bakterilerle donanmış olsak da, stres ve diğer etkenler beynimizden sinyaller yoluyla tüm vücudumuza yayılıyor ve mesaj her yere ulaşıyor. Yani vücudumuz zayıf düşüyor. O zaman da bizlerle bir arada yaşayan ve sağlıklı olmamızı sağlayan bakterilerden bazıları yaşamlarını sürdürebilmek adına bulundukları bölgede zararlı olacak şekilde çoğalabiliyor ve diğer zararlı bakteri ve virüslere kapıları açabiliyor. Eğer alerjilere yatkınsanız o zaman da bağışıklık sisteminiz vücuda giren her yabancı unsuru (çiçek tozu, ev tozu, yiyecekler, katkılar) düşman olarak algılayıp antikor dediğimiz askerlerini gönderiyor ve savaş başlıyor. Aslında olmayan bir düşmanla savaşan antikorlar kendi dokularına zarar verebiliyor. 
SAĞLIK OLSUN, AMA NASIL?
Öncelikle sağlam bir bünyeniz olmalı ki dışardan gelecek tüm etkenlerle mücadele etsin. En başta stres olmak üzere olumsuz durumlar risk teşkil ediyor klasik bir deyişle.
Hastalıklardan korunmak için ise aşılanmak koruyucu bir yöntem
Yaşam bize bazen ünlü Teolog Reinhold’ün de dediği gibi ‘’Değiştiremeyeceğimiz koşullar’’ sunar. Ne coronanın varlığını inkâr edebiliriz, ne de aşı olmanın bizleri bir derece koruyacağı gerçeğini göz ardı edebiliriz. Eğer sağlam bir bünyeye sahipseniz, çok hafif atlatabilirsiniz. Peki ya bilmediğiniz ve gizli bir rahatsızlığınız varsa ne olacak? O zaman virüs oraya gidecek ve zayıf noktadan vuracak. Aşı olma konusu ise öyle bir muamma ki hala çözülemiyor ve uzunca bir süre de çözülecek gibi görünmüyor. 250 yıl önce çiçek aşısına, karşı oluşan tepkiler, ancak aşı mecburiyeti ile önlenebilmişti. Aslında 2000 yıl önce Çinliler yara kabuklarını solumak yolu ile doğal aşılanmayı bulmuşlardı ve İstanbul’ da da hastalık yara kabuklarını farklı bir yöntemle kullanmak yolu ile önleniyordu.1796 yılında Doktor E.Jenner, inek sağıcılarının hastalığa yakalanmadığını fark etti. İneklerdeki çiçek virüsü daha zayıftı ve aşılamada inek çiçeği virüsü kullanıldı.  Yani zayıf bir virüsü vücuda tanıtarak antikor oluşması sağlanmıştı. Aşı karşıtlığı oluşsa da aşılanma zorunlu kılındı. Artık teknolojinin sunduğu olanaklar doğrultusunda laboratuvar ortamında virüsler ya zayıflatılıyor, ya da ölü yani inaktif aşı kullanılıyor ve çeşitli denemelerden sonra halkın kullanımına sunulabiliyor. Kanımca inaktif aşı daha az risk teşkil ediyor. Aşı ve virüsler konusundaki tartışmalar uzunca bir süre gündemini koruyacağa benziyor. Bizlere düşen görev ise sağlığımızı korumaktır.
Sevgi ve Saygılarımla
 

simbercana@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
09Şub

Bu işte bir kehanet var

02Şub

Unutmak istesem bile

26Oca
12Oca
05Oca

Sağlık olsun ama nasıl olsun